Toplumsal Yapı Tartışmaları: Nüfusta, Ailede ve İş Yaşamında Kadın Paneli
Jean Monnet Modülü SOCRETUR (Social Rights as Tools of Europeanization From Below: Crossed Perspectives on Europe and Turkey) projesi çerçevesinde 4 Aralık 2024 tarihinde Alanur Çavlin, Didem Danış ve Saniye Dedeoğlu’nun konuşmacı olarak katılımıyla Galatasaray Üniversitesi’nde düzenlenen panelde “Nüfusta, Ailede ve İş Yaşamında Kadın” irdelendi.
Sosyal haklara erişimdeki eşitsizlikler dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal yapının üzerine inşa olduğu tahakküm ve sömürü ilişkilerinin şekillenmesinde başat rol oynuyor. Öyle ki, neoliberal dünya düzeninde sosyal haklar dizgesinin hacmen küçülmesi, sosyolog Robert Castel’in deyişiyle, madun ve/veya azınlık kimlik gruplarına mensup kişilerin ağırlıklı olarak “negatif bireycilik”e hapsolmasına yol açıyor. Yani, sosyal desteklerden yoksun kalan madun kimlik mensuplarının giderek artan oranda bağımlılık ve şiddet ilişkilerinden kurtulamamalarını beraberinde getiriyor. Türkiye’de kadınların durumu da bu bakımlardan incelenmeyi fazlasıyla hak ediyor.
Toplumsal Cinsiyet Rejiminin Toplumsal Yapı İle Bağını Odağına Alan Bir Kolektif Kitap
Aynı zamanda GSÜ Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi ve Jean Monnet Modülü SOCRETUR projesinde de koordinatör olarak görev yapan Cem Özatalay’ın derlediği ve İletişim Yayınları tarafından 2024 Temmuzunda basılan Toplumsal Yapı: Türkiye’de Eşitsizlik, Tahakküm ve Değişim başlıklı kitapta da toplumsal cinsiyet rejimi-toplumsal yapı ilişkisi sosyal haklardaki gelişmeleri de dikkate alan biçimde birçok yazar tarafından irdeleniyor.
4 Aralık’taki panel de bu yazarlardan üçünün katılımıyla gerçekleşti.
Demografi ve Nüfusun Yaşlanması: Yaşlı Kadınların Prekarizasyonu
Panel, Cem Özatalay’ın açılış konuşmasının ardından, yine Galatasaray Üniversitesi sosyoloji bölümü öğretim üyelerinden Didem Danış’ın “Demografik Dönüşümün Aynasında Kadınlar” başlıklı sunumu ile başladı. Danış, son zamanlarda dünyadaki pek çok ülkenin de gündemindeki azalan ölüm ve doğurganlık oranlarıyla ortaya çıkan yaşlanan nüfus olgusunun Türkiye’deki görünümlerini, güncel istatistiklere ve saha araştırması bulgularına dayanarak ortaya koydu. Didem Danış bu noktada Türkiye’deki yalnız yaşayan yaşça büyük kadınların sayısındaki artışın altını çizdi. Buna göre, adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre 2016 itibariyle Türkiye’de tek başına yaşayan hane halkının %36’sını yaşlı nüfus oluşturuyor. Danış, TÜİK’in 2023 verilerinde ise yaşlı bireylerin tek başına yaşadığı hane sayısının 1 milyon 669 bin 270 kişi olduğu ve bu kategorinin %74,4'ünün yaşlı kadınların oluşturduğunun altını çizdi. Diğer yandan, yaşlı kadınların yaşlı erkeklere göre daha yoksul, daha az eğitimli olduğunu vurgulayan Didem Danış, eşini kaybetmiş yaşlı erkeklerin yakınları tarafından genellikle evlendirildiğine ama aynı durumun eşini kaybetmiş yaşlı kadınlar için geçerli olmadığını ifade etti. Özellikle kırda tek başına yaşayan kadınların bu bakımlardan çok daha desteksiz ve dezavantajlı olduğunu belirttikten sonra, demografik yapısı hızla değişen ve yaşlanmaya başlayan Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini gözeten sosyal politikalar geliştirmesinin zorunlu olduğunu ifade ederek sözlerini tamamladı.
Ev İçi Şiddetin ve Kadın Cinayetlerinin Artışı
Didem Danış’ın ardından söz alan Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsünden Alanur Çavlin ise “Ailede Kadın” başlığı altında Türkiye’deki aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet olgusuna odaklanan bir konuşma yaptı. Farklı sosyal bilimsel kuramların ailede kadını farklı biçimde irdelediğinin altını çizen ve bu bakış açısı farklılıklarını kısaca özetleyerek konuşmasına başlayan Çavlin devamında aile içi şiddetin evrimini irdeledi. 2000’den önce ev içi şiddetin görünür olmadığını, 2000 sonrasında yapılan kimi araştırmalar sonucunda bu olgunun görünür olabildiğini belirten Alanur Çavlin, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün 2008 ve 2014’te gerçekleştirdiği “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırmaları”nın bu görünürlük artışında etkili olduğunun altını çizdi. Zira 2014 araştırması, araştırma örnekleminde yer alan kadınların %36’sının yaşamının herhangi bir döneminde, %8’i ise son bir yıllık dönemde partnerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığını göstermiş. Yine aynı araştırma kadınların %12’sinin eşinin cinsel şiddetine, %44’ünün duygusal şiddet ve istismarına, %30’unun ise ekonomik şiddet ve istismarına maruz kaldığını ortaya koymuş. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2024 Eylül verilerine göre kadın cinayetlerinin %47’sinin sebebinin mağdurların eşleri olduğunu gösterdiğine işaret eden Çavlin, kadın cinayetlerindeki artışın da Türkiye’de olduğu gibi dünyada da hâkim hale gelen toplumsal cinsiyet rejimiyle ilişkili olduğunu, bu rejimin inşasında ise kadının eşine ve ailesine olan maddi bağımlılığının artmasının ve bu artışın muhafazakâr iktidarlarca desteklenmesinin etkili olduğunu ifade etti.
Sosyal Politikaların Kadının Güçlendirilmesi Üzerindeki Etkisi
Panelde son olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışan ve aynı zamanda Jean Monnet SOCRETUR modülünün eğitmen kadrosu içinde de yer alan Saniye Dedeoğlu söz aldı. Dedeoğlu öncelikle toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını açtı, ardından refah rejimlerinin dönüşümüyle toplumsal cinsiyet eşitliğine dair kavrayışın nasıl değiştiğini gösterdi. Ardından soyut bir söylem olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin dile getirilmesinin önemli olmadığının, kadınların ev içi hizmet ve bakım sağlamaktaki rollerinin ne kadarının devlet yardım ve hizmetleri ile üstlenildiğine bakmak gerektiğini ve bunların karşılığında kadınların ne kadarının işgücü piyasasına katılabildiğine dikkat yöneltmenin gerektiğini dile getirdi. Konuşmasında 2006’da dönemin Sosyal Politikalar Bakanlığınca başlatılan “evde bakım yardımı” uygulamasını bu bağlamda irdeleyen Saniye Dedeoğlu, devletin fiilen yaşlı ve engelli bakımını evdeki kadına yıkması anlamına gelen bu uygulamayı, ataerkil yapının güçlendirilmesini hedefleyen “Maskulinist Restorasyon”un bir parçası olarak değerlendirdi ve bakım hizmeti veren kadın da bu bağlamda nakdi olarak ödüllendirilmektedir, dedi. Kadının işgücü piyasasına katılımının düşüklüğünün de yürürlükteki sosyal politikalardan bağımsız olmadığını belirten Dedeoğlu, kadını evde bakım görevine bağımlı kılan sosyal politikalar yerine kadını güçlendirmeye dönük sosyal politikaların devreye sokulması gerektiğini dile getirerek konuşmasını tamamladı.
Panel öğrencilerin de katılımıyla gerçekleştirilen soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.